Ticari hayatın güvenliği, tacirlerin işletmeleriyle ilgili işlemleri kayıt altına alması ve bu kayıtları belirli sürelerle saklaması esasına dayanır. Ancak yangın, su baskını, deprem veya hırsızlık gibi tacirin iradesi dışında gerçekleşen olaylar, bu kayıtların yok olmasına (zayi olmasına) neden olabilir. Türk Ticaret Kanunu ("TTK") m. 82/7, bu gibi durumlarda tacire "Zayi Belgesi" alma imkanı tanımıştır. Bu çalışma; ticari defterlerin saklanma yükümlülüğünü, zayi olma kavramının hukuki sınırlarını, zayi belgesi davasının usulünü ve en önemlisi, defterlerin zayi olmasının Hukuk Muhakemeleri Kanunu ("HMK") m. 220 ve 222 çerçevesinde ispat yüküne ve delil sistemine etkilerini, güncel yasa değişiklikleri ve Yargıtay içtihatları ışığında derinlemesine incelemektedir.
---
Türk hukuk sisteminde tacirler, "basiretli iş insanı" gibi davranma yükümlülüğü altındadır (TTK m. 18/2). Bu yükümlülüğün en somut görünümlerinden biri, ticari defterlerin usulüne uygun tutulması ve kanuni süreler boyunca özenle saklanmasıdır. Ticari defterler, sadece vergi denetimi için değil, tacirler arasındaki özel hukuk uyuşmazlıklarında "kesin delil" niteliği taşıması bakımından hayati öneme sahiptir.
Ancak hayatın olağan akışı içinde, tacirin her türlü özeni göstermesine rağmen defterlerin yok olması mümkündür. Kanun koyucu, kusuru olmaksızın defterlerini kaybeden taciri korumak amacıyla "Zayi Belgesi" (Belge Zıyaı Davası) müessesesini düzenlemiştir. Bu belge, tacirin ispat hukukundaki "kalkanı"dır. Zayi belgesinin alınması veya alınmaması, açılacak bir ticari davada ispat yükünün yer değiştirmesine, hatta davanın kaybedilmesine doğrudan etki eder.
Bu makalede, ticari defterlerin zayi olması durumu, sadece TTK perspektifinden değil, HMK'nın ispat kuralları ve özellikle "ibrazdan kaçınma" karinesi çerçevesinde ele alınacaktır.
---
TTK m. 82 uyarınca her tacir; ticari defterlerini, envanterlerini, açılış bilançolarını, ara bilançolarını, finansal tablolarını, yıllık faaliyet raporlarını, ticari mektupları ve muhasebe kayıtlarına dayanak teşkil eden diğer belgeleri saklamakla yükümlüdür.
Bu yükümlülük, tacirin ticari işletmesiyle ilgili hafızasını korumasını amaçlar. Saklama yükümlülüğü, kamu düzenine ilişkindir ve tarafların anlaşmasıyla ortadan kaldırılamaz.
TTK m. 82/5 uyarınca saklama süresi 10 yıldır. Bu süre, Vergi Usul Kanunu'ndaki ("VUK") 5 yıllık zamanaşımı süresinden farklıdır. Uygulamada tacirlerin en sık yaptığı hata, vergi incelemesi için 5 yılın yeterli olduğunu düşünerek defterleri imha etmeleridir. Oysa ticari davalarda 10 yıllık süre esastır.
Sürenin başlangıcı:
Ticari defterler için: Son kaydın yapıldığı takvim yılının bitişinden,
Belgeler için: Belgenin oluştuğu veya tarihin atıldığı takvim yılının bitişinden itibaren başlar.
---
Her kaybolma, hukuken "zayi olma" anlamına gelmez. TTK m. 82/7'nin korumasından yararlanabilmek için belirli şartların varlığı gerekir.
Kanun metninde "yangın, su baskını veya yer sarsıntısı gibi bir afet veya hırsızlık" örnek olarak sayılmıştır. Buradaki sayım tahdidi (sınırlı) değildir. Önemli olan, olayın tacirin iradesi ve kontrolü dışında gerçekleşmiş olmasıdır.
Yangın ve Deprem: En tipik örneklerdir. İtfaiye raporu veya resmi makamların afet tespit tutanakları ile ispatlanır.
Hırsızlık: İşyerine zorla girilerek yapılan hırsızlıklar bu kapsamdadır. Ancak Yargıtay, işyerinde gerekli güvenlik önlemlerini almayan tacirin, basit hırsızlık iddialarını zayi sebebi olarak kabul etmemektedir.
Su Baskını: Tesisat hatası gibi tacirin bakım yükümlülüğünde olan durumlar ile sel felaketi birbirinden ayrılmalıdır.
Zayi belgesi verilebilmesi için tacirin defterleri saklama konusunda gerekli özeni göstermiş olması şarttır.
Yargıtay Uygulaması: Yargıtay, defterlerin muhasebeciden işyerine taşınırken kaybedilmesi, işyeri taşınırken kaybolması, çöpe atılması veya "nerede olduğunun bilinmemesi" gibi durumları zayi sebebi saymamaktadır. Zira tacir, basiretli bir iş insanı olarak defterlerini korumak zorundadır.
Uygulamada en sık karşılaşılan savunma, "Defterler mali müşavirdeydi, onun ofisini su bastı" veya "Mali müşavir defterleri kaybetti" şeklindedir.
Türk Borçlar Kanunu m. 116 (Yardımcı Kişilerin Fiillerinden Sorumluluk) gereği, tacir, defterlerini tutması için yetkilendirdiği mali müşavirin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur. Ancak, mali müşavirin ofisinde gerçekleşen olay bir "mücbir sebep" (örneğin deprem) ise, tacir zayi belgesi isteyebilir. Eğer mali müşavir defterleri "kaybettiyse" (ihmal), tacir zayi belgesi alamaz; mali müşavire rücu etme hakkı saklı kalmak kaydıyla, ispat hukukunda defterleri ibraz edememenin sonuçlarına katlanır.
---
Defterleri zayi olan tacirin, ispat hukukundaki konumunu koruyabilmesi için açması gereken dava türüdür.
Görevli Mahkeme: Asliye Ticaret Mahkemesi'dir. (Ticaret mahkemesi olmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi, Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakar).
Yetkili Mahkeme: Ticari işletmenin bulunduğu yer mahkemesidir.
Önemli bir değişiklik olarak; 01.07.2022 tarihli ve 7417 sayılı Kanun ile TTK m. 82/7'deki zayi belgesi isteme süresi 15 günden 30 güne çıkarılmıştır.
Tacir, zıyaı (kaybı) öğrendiği tarihten itibaren 30 gün içinde mahkemeye başvurmalıdır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir. Sürenin kaçırılması halinde dava reddedilir ve tacir zayi belgesi alma hakkını kaybeder.
Bu dava, "hasımsız" (çekişmesiz yargı) bir davadır. Davalı gösterilmez. Ancak mahkeme, tacirin beyanıyla yetinmez; olayın gerçekliğini, mücbir sebep niteliğini ve tacirin kusursuzluğunu araştırır (polis tutanakları, itfaiye raporları, keşif vb.).
---
Makalenin en can alıcı noktası burasıdır. Zayi belgesinin varlığı veya yokluğu, devam eden veya açılacak olan bir ticari alacak davasının kaderini belirler.
Tacir, süresi içinde başvurup mahkemeden "Zayi Belgesi" almışsa, bu belge ona ispat hukukunda bir "kalkan" sağlar, ancak bir "kılıç" vermez.
İbraz Yükümlülüğünden Kurtulma:
HMK m. 219 ve devamı uyarınca mahkeme taraflardan ticari defterlerini ibraz etmesini istediğinde, tacir zayi belgesini sunarak bu emre uymama hakkı kazanır. Mahkeme, taciri defterleri ibrazdan kaçınmış sayamaz (HMK m. 220 uygulanmaz).
Lehe Delil Yaratma İmkanının Kaybı:
Zayi belgesi, kaybolan defterlerin içeriğini ispatlamaz. Sadece defterlerin "var olduğunu ve usulüne uygun tutulduğunu" karine olarak kabul ettirir. Ancak tacir, "Benim defterimde 100.000 TL alacak yazıyordu" diyerek zayi belgesine dayanamaz. Sonuç: Tacir, iddiasını (alacağını) defter dışındaki diğer delillerle (fatura, irsaliye, sözleşme, banka dekontu, mail yazışmaları vb.) ispatlamak zorunda kalır. İspat yükü hala tacirin üzerindedir, ancak defter ibraz etmemenin yaptırımından korunmuştur.
Karşı Tarafın Defterlerinin İncelenmesi:
Tacirin defterleri zayi olduğu için, mahkeme HMK m. 222 gereği karşı tarafın defterlerini inceleyecektir. Eğer karşı tarafın defterleri usulüne uygunsa ve borç kaydı içermiyorsa, zayi belgesi olan tacir (başka kesin delili yoksa) davayı kaybedebilir.
Tacir, defterleri zayi olmasına rağmen 30 gün içinde dava açmamışsa veya açtığı dava "kusurlu olduğu" gerekçesiyle reddedilmişse, ispat hukuku açısından felaket senaryosu başlar.
İbrazdan Kaçınma Karinesi (HMK m. 220):
Mahkeme defterlerin ibrazını istediğinde, tacir "Defterlerim yandı ama zayi belgem yok" derse, mahkeme bunu kabul etmez. Hukuken defterler hala tacirin elindeymiş ancak mahkemeden gizliyormuş gibi işlem yapılır. Tacir, "belgeyi ibrazdan kaçınmış" sayılır.
Karşı Tarafın İddiasının Kabulü ve HMK 222/3 Değişikliği:
2020 yılında HMK m. 222/3'te yapılan değişiklikle; "diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi" hali, defterini ibraz eden taraf lehine delil olma sebebi sayılmıştır. Yani; zayi belgesi olmayan tacir (A), defterini sunamadığı için, karşı taraf (B)'nin usulüne uygun tutulmuş defterleri, (B) lehine kesin delil teşkil eder. (B)'nin defterlerinde borç görünmüyorsa, (A) alacağını ispatlayamamış sayılır.
Yemin Teklifi:
HMK m. 220/3 uyarınca, defterini ibraz etmeyen (zayi belgesi olmayan) tarafa, defterin içeriği hakkında karşı tarafın beyanını kabul etmesi veya yemin etmesi teklif edilebilir. Ancak ticari davalarda genellikle HMK 222'nin özel hükmü (karşı taraf defterinin delil olması) öncelikli uygulanır.
---
Dijitalleşme ile birlikte fiziki defterlerin yerini e-Defterler almıştır. Ancak e-Defterler de siber saldırı, sunucu çökmesi veya veri tabanı bozulması gibi nedenlerle zayi olabilir.
e-Defter Genel Tebliği uyarınca; e-Defter tutan mükellefler, mücbir sebep hallerinde durumu 15 gün içinde Gelir İdaresi Başkanlığı'na (GİB) bildirmek ve tevsik edici belgeleri sunmak zorundadır.
GİB'e yapılan bildirim idari bir işlemdir. Tacirin ispat hukuku açısından güvende olması için, fiziki defterlerde olduğu gibi Asliye Ticaret Mahkemesi'nden Zayi Belgesi alması da gerekmektedir. Özellikle "siber saldırı" veya "fidye yazılımı (ransomware)" gibi durumlarda, tacirin gerekli siber güvenlik önlemlerini (firewall, yedekleme vb.) alıp almadığı, bilirkişi marifetiyle incelenir. Gerekli önlemleri almayan tacire zayi belgesi verilmeyebilir.
GİB, e-Defter saklama kılavuzunda "ikincil kopyaların" saklanmasını zorunlu kılmıştır. Eğer tacirin ana sistemi çökmüş ancak ikincil kopyaları (örneğin entegratör firmada veya bulutta) duruyorsa, defterler zayi olmuş sayılmaz. Tacir bu kopyaları ibraz etmek zorundadır.
---
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bir kararında; "Davacının aracının camı kırılarak defterlerin çalındığı iddiasında, ticari defterlerin araçta bırakılmasının basiretli tacir davranışı olmadığı, bu nedenle zayi belgesi verilemeyeceği" yönünde hüküm kurmuştur. Bu karar, "kusursuzluk" şartının ne kadar katı yorumlandığını gösterir.
Zayi belgesi olmayan tacir, defter içeriğini tanıkla ispatlayabilir mi? HMK m. 200 (Senetle İspat Zorunluluğu) gereği, belli bir tutarın üzerindeki (2024 yılı için yaklaşık 23.450 TL) alacaklar tanıkla ispatlanamaz. Ticari defterler "senet" (kesin delil) hükmündedir. Defteri zayi olan ve belgesi olmayan tacir, tanık dinletemez; ancak karşı tarafın açık muvafakati varsa dinletebilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; zayi belgesi sunamayan tarafın defterlerini ibrazdan kaçınmış sayılacağını, bu durumda diğer tarafın defterlerinin (usulüne uygunsa) sahibi lehine delil olacağını, ispat yükünün defterini ibraz edemeyen tarafta kalmaya devam edeceğini ve bu tarafın iddiasını yazılı delille ispatlaması gerektiğini vurgulamaktadır.
---
Ticari defterlerin zayi olması, tacir için sadece mali bir veri kaybı değil, hukuki bir "savunmasızlık" halidir. Türk Ticaret Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun kurduğu sistemde, "Zayi Belgesi" bu savunmasızlığı gideren yegane anahtardır.
Tacirlerin ve hukuk uygulayıcılarının şu hususlara dikkat etmesi elzemdir:
Zayi durumu öğrenilir öğrenilmez 30 gün içinde yetkili mahkemeye başvurulmalıdır.
Olayın mücbir sebep olduğu ve tacirin kusursuzluğu (gerekli önlemleri aldığı) delillendirilmelidir.
Zayi belgesi alınsa dahi, alacağın ispatı için fatura, irsaliye ve sözleşme gibi yan delillerin arşivlenmesine özen gösterilmelidir.
Zayi belgesi alınamazsa, karşı tarafın defter kayıtlarının aleyhe kesin delil teşkil edeceği unutulmamalıdır.
Sonuç olarak; defter tutmak kadar, o defterleri korumak ve kaybolduğunda hukuki refleksleri zamanında göstermek de tacirin basiret yükümlülüğünün bir parçasıdır.
---
Mevzuat: 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu (Madde 64, 82).
Mevzuat: 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (Madde 219, 220, 222).
Mevzuat: 7417 Sayılı Kanun (Süre değişikliği).
Tebliğ: Elektronik Defter Genel Tebliği (Sıra No: 1).
Kitap: Arkan, Sabih. Ticari İşletme Hukuku, 27. Baskı, Ankara, 2022.
Kitap: Poroy, Reha / Tekinalp, Ünal / Çamoğlu, Ersin. Ortaklıklar Hukuku I, İstanbul, 2021.
Kitap: Kuru, Baki. Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı.
İçtihat: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/1234, K. 2016/5678 (Temsili).
İçtihat: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/11-123, K. 2020/456 (Temsili).

